Güncel Sanat / Sergi

ZEMİN

İnsan, bedeninin varlığını ancak bir maraz çıktığında hatırlıyo. Beden, şayet sağlığı yerindeyse, aklın muhafazası olarak perde arkasında çıtını çıkarmadan işleyip duruyor; lakin ne zaman ahengi bozuluyor, işte o zaman bir sancı peydah olup bize midemizin, kolumuzun, bacağımızın varlığını hatırlatıyor. Sürekli hareket halinde olan, sürekli değişen bedenimizi sürekli unutuyor olmamız garip olmasına garip ama muhtemelen akıl sağlığımızı da buna borçluyuz. Bu unutuş, dağılıp karışmaya yazgılı olduğumuz kaos karşısında bize bir liman sunuyor. İnsan, faniliğinin sebep olduğu dehşeti bu unutuşla bir nebze aşmaya çalışıyor. Ne var ki ölüm korkusu, ölümsüzlük fantezilerine evrilince, ölümlü oluşun müsebbibi olarak görülen beden bastırılmaya, tahakküm altına alınmaya çalışıldıkça bu sakin liman bir zindana dönüşüveriyor. Modern dünya nicedir böyle bir zindan.

Çınar Eslek’in “Zemin” adlı videosu modern aklın, türlü türlü fanteziler uğruna itibarsızlaştırdığı, yok saydığı ve hatta işkence ettiği bedeni odağına alıp mevcut hiyerarşileri baş aşağı ediyor. Beş dakika süren bu videoda alışageldik bir kurmaca öyküdeki kahramanın yerini bir beden parçası, sakatlanmış, aksayan bir bacak alıyor. Bir ayak tabanının yakın çekimi ile  başlayan video ve dış ses olarak görüntünün üzerine binen “yıldız” sözcüğü Eslek’in yaptığı yer değiştirmenin ilk emaresi. Eslek kadrajdaki ayak tabanında bulunan, bedenin yaşadığı yılların, değdiği zeminlerin birer izi olan çizgileri yıldızlarla eşleyerek öteye hep daha öteye, zamanın da ötesine, sonsuzluğu ulaşmak isteyen insanın bakışını aşağıya, önce bedenin dünyaya değen en alt tarafına oradan da dünyanın kendisine ve şimdiki zamana çeviriyor.

“Zemin” izleyiciye bütünlüklü bir beden imgesi sunmadığı gibi doğrusal olarak işleyen bütünlüklü bir hikaye de anlatmıyor. Bunun yerine zamanda ve mekanda sıçramalar yapıp bize beden parçalarını ve bunların dünyaya kurdukları ilişkileri gösteriyor. Bütünlüklü bir beden imgesi çağımızın en büyük hayallerinden biri iken Eslek’in bize sunduğu eksik, esrik bir beden. Hem kamera tarafından parçalanmış hem de fiziksel olarak marazlı.  Dermanını başkalarından bekliyor. Bir şifacının ellerinde ovuluyor, bir dostun koltuğunda yürüyebiliyor. Tam olma, kendi kendine yeterli, dört başı mamur bir birey olma fetişi insanı dünyaya kapatan bir fantezi iken birey olmaktan vaz geçişle gelen eksiklik, bedeni ve aklı dışarıya, ötekine açabiliyor.

“Zemin” bir iyileşme, öyküsü değil, mutlu bir sonla bitmiyor, zaten bir sonu da yok. Döngüsel bir şekilde marazın kendisini, kaçındığımız, düzeltmeye çalıştığımız kusurumuzu bir imkana çevirmek ile ilgileniyor. Kendi üzerine kapanan mükemmel beden imgelerinde bir yarık bulup bedeni dünyaya açmanın peşinde. Bu sayede ufkun ötesinde aradığımız mutluluk ayağımızın dibinde, bizi taşıyan zeminde belirebilieceğini göstermeye çalışıyor.

 

Hürriyet Kitap Sanat’ta yayınlanmıştır

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s