Güncel Sanat / Sergi

Yüzler ve Yerler

Akbank Sanat İstiklal Caddesi’ndeki mekanında 23 Ocak, 09 Mart tarihleri arasında Theo Eshatu’nun “Yüzler ve Yerler” adlı sergisini ağırlıyor. Etiyopyalı bir babanın ve Hollandalı bir annenin çocuğu olarak Londra’da doğan Eshatu, çocukluğunu farklı şehirlerde geçirip Roma’da soluklanmış, son yıllarda ise Berlin’i mesken tutmuş çok kültürlü bir sanatçı. Onun çok kültürlülüğünü farklı kılan ise kendisinin de hayatı boyunca deneyimlediği kültürler arası ilişkileri üretiminin merkezine koymuş olması. Eshatu sanatında farklı kültürler ve kimlikler arasındaki çatışmaları odağına alıyor.

Kariyerine rock yıldızlarını fotoğraflarını çekerek başlayan Eshatu, David Bowie, Andy Warhol gibi sanatçılarla çalıştıktan sonra mecrasını değiştirerek hareketli görüntüye geçmiş ve yoluna video sanatçısı olarak devam etmiş. Bu basit bir teknik değişiklik değil; sabitlenmiş fotoğraf karesiyle akan imajların arasındaki fark Eshatu’nun sanatına konu edindiği yerleşik kültürlerle göçebe, akışkan kimlikler arasındaki ilişkileri yansıtmak için ideal bir zemin oluşturuyor. “Yüzler ve Yerler” sergisi ise sanatçının eserlerine bu çerçevede bakmak için elverişli bir seçki sunuyor. “The Slave Ship (2015)” ve “Atlas Fractured (2017)” adlı iki video enstelasyondan müteşekkil sergi Eshatu’nun yapıtlarını baştan sona kateden temaları ve yöntemleri bir araya getiriyor.

“Parçalanmış Atlas” olarak çevrilebilecek “Atlas Fractured” ilk olarak 2017’de günümüzün önde gelen sanat etkinliklerinden Documenta’nın 14. versiyonu kapsamında Atina’da gösterildi. Bu iş farklı kimliklere sahip insanların yüzlerine Batı medeniyetine ait ikonik sanat eserlerinin yansıtılmasıyla oluşturulmuş bir video dan ve aynı yöntemle oluşturulmuş portrelerden ibaret. Rönesans’tan beri ebedi, ezeli ve evrensel oldukları iddialarını taşıyan Avrupa menşeili kültürel ürünlerin imgeleri, zaman karşısında naçar kalan ve belirli coğrafi kodları taşıyan insan suretleriyle üst üste geldiklerinde orataya çıkan çatışma farklı kimlikleri streotipleştirme çabasında olan ideolojilerin neden başarısızlığa yazgılı olduklarına dair sanatçının önermesini görselleştiriyor. Bir türlü sabitlenemeyen, zaman ve mekan içindeki hareketlerine bağlı olarak sürekli değişim halinde olan kimliklerin orkestrasyonu videonun akışkan yapısının imkanları sayesinde kaotik ama zengin bir ezgi oluşturuyor. Üretim sürecinde dijital imkanların kullanılmayıp imajların analog yollarla üretilmiş olması da durağanlık ve akışkanlık arasındaki gerilim açısından dikkat edilmesi gereken bir husus.

Sergideki ikinci iş “The Slave Ship (Köle Gemisi)” adını İngiliz ressam J. M. W. Turner’ın bir resminden almış. Daha işin isminde yapılan bu gönderme Eshatu’nun farklı kültürler arasındaki ilişkiyi irdeleyen dilini kurmasını sağlıyor. Okyanusu hem zamanın bir metaforu hem de coğrafi bir gerçeklik olarak ele alan bu çalışmada su etrafında örgütlenmiş olan kültürel karşılaşmalar, takaslar ve çatışmalar bir video kolaj olarak kurgulanmış. Eshatu katman katman işlediği videoyu yalın bir şekilde göstermektense yarım daire biçiminde duvara yansıtmış ve zemini aynayla kaplanan bir odaya hapsetmiş. Böylece zemindeki yansıma yarım daireyi bütünlüyor ve karşımıza güneyin kuzeyi aynaladığı bir Dünya imgesi çıkıyor. İşin yerleştirildiği odaya girilememesi ve sadece küçük bir pencereden bakılabilmesi ise Rönesans’taki Dünya’ya bir pencereden bakma geleneğini çağırıştırıyor. Her ne kadar işin adına ve kullandığı imgelere bakıldığında 15. ve 16. yüzyıllardaki coğrafi keşiflere ve akabininde gelişen sömürgeciliğe gönderme yaptığı düşünülse de aynı imgeler havuzu günümüzde devam eden kıtalar arasındaki eşitsizliği, sömürüyü ve çatışmayı imleyebiliyor. Bu perspektiften ele alındığında “Slave Ship” okyanusun dibini kazıyarak çağdaş çatışmaların arkeolojisini yapıyor ve farklı zamansal bloklar arasındaki bağlantıları kuruyor.

Coğrafi sınırları kateden hareketler günümüzde önemi hızla artan bir soruna dönüşmüş durumda. Gelişmiş ülkelerinin günahları sonucunda savaşlarla yanan, ekonomik krizlerle boğuşan ya da baskıcı rejimler altında ezilen bölgelerden müreffeh mıntıkalara göç etmeye çalışan gönüllü ya da gönülsüz insanlar gittikleri yerlerde sembolik ve fiziksel şiddetin faili, çoğu zaman da kurbanı oluyorlar. Eshatu’nun işleri tarihsel bir bagajı da yüklenerek sadece bu şiddetli karşılaşmaların anatomisini çıkarmıyor, aynı zamanda tek tipleşmeden bir arada nasıl yaşayarabiliriz sorusuna cevap olarak estetik alanından çoğul bir önerme sunuyorlar.

Hürriyet Kitap Sanat’ta yayınlanmıştır

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s