Deneme / Güncel Sanat / SALT / Sergi

Islak Rüyalar

 Kapitalizm, çift taraflı bir birikim yapma meknizması işletir. Bir yandan envai çeşit aygıtla geçmişten gelen kültürel ve ekonomik sermayeyi muhafaza etmeye çalışırken, diğer yandan krediler ve sigorta sistemleriyle gelecekte harcanacak emeğin ve açığa çıkacak artık değerin bugünden hasadını yapar. Geçmişe ve geleceğe yönelik yapılan bu atılım, zamanın kaotik yapısını düzene koymanın en etkili yoludur. Geçmiş ve gelecek, eylemin tek mümkün olduğu an olan bugünde toplanıp aklın alanına girer; üzerinde işlem yapılabilecek hale gelir. Sonsuz bir şimdi, geçmişi ve geleceği tahakküm altına alır.

 Arşiv çalışmalarının önemi ise tam bu noktada kendini gösterir. Sivil arşivler geçmişe uzanarak resmi tarihe alternatif hatları bulup açığa çıkarmaya muktedirlerdir. Tarih, sanıldığı gibi geçmişte yuvalanmış değildir, aksine şimdiden geriye doğru akar. Benjamin’in de tarih tezlerinde alıntıladığı gibi, Paul Klee’nin Angus Novus’u sırtını geleceğe dönmüş, bugünden geçmişe bakan bir melektir. Bu olanak bize iktidarın, üzerine bina edildiği hakikat oyunlarını bozma, sermayenin biriktirme düzeneğini tersine işletme şansını sunar. Sistemin açtığı kanallardan geçmişe uzanılır ve hakikat olarak kabul edilen veriler, farklı olanla yüzleştirilir. Foucault’un tabirini ödünç alırsak dispositifler: Müzeler, akademiler ve iktidarın kullandığı söylemleri pekiştiren türlü kurumlar, koleksiyon ve birikim yapma görevinden sıyrılıp, geçmişle gelecek arasında bağ kuran tali yollar yaratmanın araçları olarak örgütlenebilirler. Her tercih, diğerleri için bir dışlamadır lakin dışlanmış olanın içeri alınması yine bu sayılan kurumların imkanları dahilinde olabilir. Bu imkanların, SALT örneğinde de görebileceğimiz gibi sermaye odaklarından kaynak bulması, sistemin birbiri ardına gelen mütabakatlar zincirinden mütevellit incelikli çatışma hatları olduğunu görmezden gelmeyi gerektirmez. Herhangi bir iktidar sistemi pek çok mütabakat üzerine kurulmuştur. Bu mütabaktların, yine Foucault’ya baş vurmak gerekirse, iktidarın baskısına karşı her yerde mevcut direniş hatlarını da içerdiğini gözden kaçırmamak gerekir. Sanat kurumları bu durumda iki taraflı bir çatışmanın ortasındadırlar.

 SALT, kurulduğu günden beri gerek araştırma ve arşivleme çabalarını ön plana çıkardığı sergileriyle gerek dijitalleştirip kamu kullanımına açtığı sivil arşivlerle Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi ideoloji tarafından sıkı sıkıya örülmüş tarihsel anlatısında ufak da olsa gedikler yaratmaya çalışan bir kurum olarak kendini konumlandırmıştır. Daha ilk kurulduğu günden beri kendine bir manifesto olarak belirlediği görsel ve işitsel kültürde araştırmalar yapma şiarı hala SALT’ın çalışmalarına yol biçer. 

 Refik Anadol’un SALT Galata’da Sanat Kullanımları: Son Sergi kapsamında gerçekleştirdiği Arşiv Rüyası yerleştirmesi, Salt’ın zaman içinde hem Osmanlı Bankası’ndan devraldığı hem de kendi imkanlarıyla bir araya getirdiği arşivin kullanımına dair alternatif mecralar öneriyor. Basılı kaynakların, kağıdın narinliğinden ve kitap gibi bir aracın hantallığından gelen elverişsizliği, dijital ortamın zamansız ve uzamsız yapısında aşılmış gibi görünüyor. Lakin bu sergiyi, muntazaman işleyen bir arşiv çalışması olarak görmektense bir rüya, daha gerçekleştirilmemiş bir sistemin hayali olarak düşünmek gerek. Arşive dair belgeler, nesnenin zorunlu kıldığı zamansal ve mekansal bağıntılardan kurtulup dijital evrenin zamansız ve koordinatsız mekan tasarımıyla desteklenmiş uçsuz bucaksızlığında kendilerine yer buluyorlar. Bu deney, sadece maddi olanın dijital olana taşınmasından ibaret değil. Arşiv Rüyası dijitalliğin sunduğu hiper link, anlık analiz ve haritalama gibi imkanlarla, kullanıcılardan alınan veriler ışığında, çizgisel olmayan bir okuma hattının olanaklarını açıyor ve bu hat, tepeden inme bir yol haritası yerine kullanıcıların bıraktığı izlerden yaratılmış patikalardan oluştuğu için sivil bir tekil anlatıya imkan sağlıyor.

 İzleyicinin mekan algısını manipüle eden aynalarla ve ekranlarla çevrilmiş dairesel odaya daha ilk adım attığımızda, etrafta uçuşan ve sinir sistemini andıran data parçacıkları yavaş yavaş beliriyor. İzleyici kısa bir yolcuğun ardından, uzayda seyahat edercesine, malumat parçacıklarından oluşmuş galaksilere varıyor. Bu malumat parçacıklarının bilgiye dönüşmesi ise yapay zeka tarafından kullanıcılardan alınmış veriler ışığında birbirleriyle ilişkilendirilmelerinde, haritalandırılmalarında mümkün oluyor.

 Burak Arıkan’ın bir sanat pratiği olarak uygulamaya geçirdiği haritalama faaliyeti, Arşiv Rüyası’nda çok daha geniş bir zemin üzerinden, muhtemelen daha karmaşık bir altyapıyla imkanlarını sonuna kadar zorluyor. İşin eleştirilebilecek belki de tek yanı olan estetik ve teatrallikle kurmuş olduğu bağ ise aslında kullanıcı dostu bir arayüzün zorunluluğundan gelse gerek. İşe atılan ilk adım sizi X-Men ya da Azınlık Raporu gibi bilim kurgu filmlerine zorunlu olarak çekiyor. Hele bir de işle etkileşime geçmeye yarayan araç, tablet bilgisayar yerine  sanal gerçeklik eldiveni olsaydı bu bilim kurgu göndermesi tam olacaktı. Sadece duygulanıma dayalı bir şov olarak algılanabilecek öğeleri görmezden gelmemizi sağlayan şey ise Arşiv Rüyası’nın, SALT’ın arşivi ile estetik olanın dışında pratik bir bağ kurabilmesi. Arşiv Rüyası henüz çok da etkili olmasa da pek çok İnternet sitesinden ya da kitaptan daha etkili bir arayüz sunuyor ve içine girdiğinizde uzunca vakit geçirebileceğiniz bir mekan deneyimi sunuyor. 

 Unlimitedrag.com’da yayınlanmıştır

2 thoughts on “Islak Rüyalar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s