Deneme / Güncel Sanat / Sergi

İsmet Doğan’ın Portresi

Ben kendine aşık bir adamım. Aynalar da benim en samimi dostum. Aslında bu aşk sayılmaz daha çok bir tutku. Kendimi bir arada tutmak için de aynalara muhtacım. Parça parça etlerden, dile gelmez günahlardan, yeraltında saklanması gereken çirkinliklerden oluşan var oluşuma aynalar sayesinde tahammül edebiliyorum. Aynaya soruyorum bu dünyadaki en güzel insan kim diye, sizsiniz efendim diyor. Aynalar yalancı, benim en büyük düşmanım. Kendimden nefret ediyorum.

Keyfim yerinde. İsmet kadehini uzatıyor, tokuşturuyoruz. Onun atölyesindeyiz. Kocaman bir  masada oturmuş sanattan, siyasetten, felsefeden kısaca her şeyden konuşuyoruz. Birbirimizi karşılıklı övüp duruyoruz. Gözüm duvardaki tabloya takılıyor. Bir Atatürk portresi, hani şu her sınıfta olanlardan, smokininden tanıyorum, ama yüzünün olması gereken yeri bir ayna kaplıyor. Kalkıp aynaya bakıyorum, cemalimi yansıtıyor. Suretimle arama, aynanın yüzeyine kazınmış “s z b r d y m ş s n z g b” harfleri giriyor. Boşlukları doldurarak okuyorum: “siz buradaymışsınız gibi.” Tabloya imgemi ve nefesimi veriyorum canlanıyor, anlam kazanıyor. İmgemi ve nefesimi alıp devlet düzeneğinin içine yerleştiriyor anlam kazanıyorum. Ayna bana ihanet ediyor.

Hasköy’de eskiden fabrika olan metruk bir yapıdayız şimdi de. Vaktinde makinelerle dolu olan geniş salonlara, salonları birbirine bağlayan koridorlara, gizli saklı küçük odalara İsmet’in işleri büyük bir ihtimamla doldurulmuş. Tabii böyle bir mekanı doldurmak ne kadar mümkünse. Bir sanatçının külliyatını derleme iddiasında olan her sergide rastlanan o kendinden emin poz, zamanın yıpratıcı etkisiyle harabeye dönmüş mekanın cazibesi karşısında zor direniyor. İşlerin öbeklendiği salonların birinden diğerine geçerken, bir vitrin camının üzerine belli belirsiz yazılmış bir cümle ise bize bu çatışmanın sebebini fısıldıyor: “Aslında İsmet Doğan diye bir sanatçı hiç var olmadı.”

Zamanın gücü karşısında direnebilen bir imge olabilir mi? Karşımda ayna, bana beni yansıtıyor. Peki çeperini, çeperimi boyayla geçsek? Zamanın dışına çıkabilir miyim böylece? Bedenim çürüyüp gittikten sonra imgem bu diyarlarda bir vakitler böyle de birinin var olduğunu çağlar boyunca anlatır mı bakanlara? İmgemi söküp almak mümkün mü bedenimden? Ya bedenim, o ne yapar çizgilerin himayesinden kurtulunca? Kanar, kanar, kanar… Cılk cılk yaralardan harfler dökülür, belki cerahat dile gelir konuşmaya başlar. Başında elinde kamçıyla dikilen bir tiran olmayınca bize adını fısıldar.

İsmet’in tuvallerine bakıyorum, tuvalin tam ortasına yerleştirilmiş bir ayna imgemi koparıyor bedenimden. Bakışım cisim buluyor, aynada kendisiyle yüzleşiyor. Bir şaşkınlık, bir hayret. Gözlerim bu karambolde kaybolmuşken, imgem narsistçe kendi dipsizliğinde yiterken bir nefes alıyorum tüm yasaklardan azade. Nefesim özgür, soluk bolumdan akıp ciğerlerimi yakıyor, damarlarımdan geçip tek tek hücrelerimi dolaşıyor. Fısıldıyorum usulca: Ben bir bedenim ve ben ölüyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s