Güncel Sanat / Sergi

bilge alan

2005 Turner Ödül töreni. Ödüle layık görülen Grayson Perry, seramik vazolar üzerine çzimler yapan bir (erkek) sanatçı. Ödülü almak için sahneye  bir (kadın) çıkıyor. Tahminlerin aksine bu (kadın) ödülü Perry’nin yerine alan menajeri, karısı ya da yakın bir arkadaşı değil. Bu (kadın) Perry ile aynı bedeni paylaşan Claire. Nedense bu sahne Romantizim’den beri sanatçıların sıradışı sex hayatlarına, uyuşturucuya düşkünlüklerine, şiddete meyyallerine kadar her türlü çizgi dışı davranışlarına karşı hoşgörü geliştirmiş, hatta alttan alta onlardan kendi gizli kalmış arzularını da tatmin etmelerini beklemiş olan modern toplum için bile sansayonel bir an. Benim kafamı karıştıran ise ödüle layık görülen kişinin cinsel kimliği değil kim olduğu. Bu eserleri yapan kim? Perry yerine Claire’in sahneye çıkışını Marcel Duchamp’ın Rrose Selavy olarak iş üretmesi gibi bir sanat performansı olarak görmek mümkün ;ama ben daha çok bunun tesadüfen gerçekleşmiş  bir olay olduğuna, o gecenin Claire’in gecesi olduğuna ve bu yüzden de ödülü almaya onun gittiğine inanmak istiyorum. Ancak bu tesadüf sanat eserinin yaratıcısına dair bir türlü kurtulamadığımız nasır tutmuş kanaatleri  sızlatıyor Biricik yaratıcı tek bir bedende çoğalıyor ve “kim”sorusu iptal oluyor. Ben de yazının geri kalanında Perry’nin mi Claire’in mi adını kullanmam gerektiğini bilmiyorum.


Claire’nin işeleri hakkında konuşmadan önce sanat tarihini bir uçtan bir uca hızlıca kat etmek gerek, çünkü Perry’nin yaptığı da bu. Sanatın tarihinin mağara resimlerine kadar uzandığını düşünmeye alışık olsak da bugün bildiğimiz anlamıyla sanat on sekizinci yüz yılda Aydınlanmayla icat edildi denilebilir. Elbette bugünden bakınca antik çağlardan Aydınlanmaya kadar üretilmiş pek çok eserin sanat olduğunu inkar etmek zor; lakin o çağlarda yaşayanlar da bunları sanat diye dört başı mamur bir kavram altında anıyorlardı diyemeyiz. On sekizinci yüz yıla kadar sanat  zanaatle birdi ve pratik bir fayda için üretilirdi. Bu faydanın bir ucu ilahi dünyaya değerken diğer ucunda da gündelik hayat vardı. Lascaux’daki mağara resimleri dini ritueller için kullanılırdı. İran halıları da sadece soğuktan korunmak için değil aynı zamanda bin yıllardır biriktirilen motiflerle ilahi olana değebilmek için dokunurdu. Zanaatla sanatın bir olduğu dünyada fani olanla ilahi olan iç içeydi. Ta ki aydınlanma çağına kadar. Aydınlanmayla din ve ilahi olan her şey dünyadan kovulurken zanaat da dünyaya mahkum edildi. Gerideyse boşlukta asılı sanat diye bir kavram kaldı. Kant güzel olanı hiç bir fayda içermeyen şey olarak tanımlayınca sanatsal üretim de içeriğin, malzemenin, alıcının arzularının, toplumun isteklerinin ve dinin ihtiyaçlarının getirdiği zorunlulukları reddetti. Sanat sadece sanat içindi. Kiliseyle bağını reddeden sanat burjuvaların himayesine girip onların evlerini süsledi, müzeleri kendine yer edindi. Sanat bu süreç içinde taşıdığı anlam yükünü hızlıca sırtından atarak nerdeyse saf forma eriştiği Malevich’in bembeyaz tuvallerinde kendi varlığının limitlerine kadar ulaştı.

Greyson Perry sanatsal üretimin bu sürecini tam ters yönde işletiyor. Modern dünyanın soyduğu sanatı tekrardan giydiriyor. Saf formun karşısına rengarenk pop art estetiğiyle çıkıyor. Eserlerinin kompozisyonlarını ve ikonografilerini ise kutsal tasvirlerden, haritacılıktan veya mitolojik düzenlemelerden alıyor. Çizimlerini boş tuval üzerine değil vazo, halı gibi zanaat eseri nesnelerin üzerine yapıyor. Hatta vazoları kendisi üretiyor. Ancak buradan bir mistisizme yelken açıp yeni bir kutsallık vaaz etmiyor, artık anlatılan hikaye ilahi bir hikaye değil. Çizimlerde tanrılar, kahramanlar ya da Bakire Meryem yok. Anlatılan bizim hikayemiz. Mitolojik bir tasvirin bulunmasını beklediğiniz vazonun üzerinde “varoluşsal boşluk” diye bir yazı bulabiliyorsunuz. Klasik bir çarmıh sahnesinde İsa’nin yerini bir şarkıcı, Meryem’in yerini de genç bir kız alabiliyor. Ya da yine Hıristiyan ikonografisi üzerine kurulmuş başka bir kompozisyonun dört bir yanına onlarca farklı markanın yazılmış olduğu bir halıyla karşılaşabiliyorsunuz. İster pagan ister Hristiyan olsun mitolojinin sadece çocuklara anlatılan hoş masallar ya da kilisesnin halkı uyutmak için yaydığı palavralardan ibaret olmadığını, varoluşa, nasıl yaşanabileceğine dair bir rehber, kuşaklardan kuşağa gelen bir bilgi aktarımı olduğunu düşünürseniz, Perry’nin modern toplum eleştirisinin de sadece bir parodiden ibaret olmadığını fark edebilirsiniz.

Sorun sadece hayatımızın dört bir yanını markaların çevirmiş olması değil. Vahim olan bu markaların neyin yerini aldıkları. Bir halı motifinde yaşama dair biriktirilmiş milyonlarca yıllık bilgi bulmak mümkünken şimdi sadece “ikea” yı görüyoruz. Aslında bu sembolleri, markaları halıların, vazoların üzerine giydiren Perry değil, biziz. Perry’nin işleri son derece gercekçi tasvirler sadece. İnsanlığın ürettiği tüm değerler sistemi, yaşama dair kadim bir bilgi birikimi defalarca kez çiğnenmiş kanaatlerle, ucuz tişörtlerle, lüks arabalarla kısacası boşlukla ikame ediliyor. Farklı, farklı kimlikleri Mango’dan aldığımız kıyafetler gibi giyip giyip çıkarıyoruz yine de hiç birinde kendimizi bulamıyoruz. Sürekli kılık değiştiren Claire değil biziz. Bunu da bir türlü kabul edemiyoruz. İnatla, iyi bir hayat için, nasıl yaşanacağını öğrenmek için diş macunlarına ve araba lastiklerine güveniyoruz. Perry’nin 2002’de yapmış olduğu “Şeylerin Hakkımızda Söyledikleri ” adlı vazoda olduğu gibi kim olduğumuzu bilebilmek için bu nesneler yığınına muhtacız. Doğumla ölüm arasına sıkışıp kalmış ömrümüzü yaşamak için elimizde “Hiçbir Yerin Haritası (2008)” var ve nereden gelip nereye gideceğimizi bilmeden sürekli dönüp duruyor, zamanımızın dolmasını bekliyoruz. Perry’nin işleri rengarenk yüzeylerinin altında son derece sert, son derece acıklı.

Yine de “Bilge Alan (2007)”, Claire’in çocukken sahip olduğu oyuncak ayısını tasvir eden küçük totem, insana bir nebze umut veriyor. Kutsallığın, tanrıların ve kahramanların yerini Brad Pitt’tense bir oyuncak ayının alabilmesi bir şansımız var demek mi oluyor? Bu küçük totem tıpkı tüm kutsal şeyler gibi bir vesile.ve bizi yüzlerce kişisel gelişim kitabının vaad ettiği sevgiye götürüyor .Markalarla tıklım tıklım dünyamızda bile fetişleştirmeden sevdiğimiz nesneler çıkabiliyor , bir oyuncak ayı bile bize güven verebilyorsa, belki bu güvenle ayağımızı basacak bir avuç toprak bulup kendi yolculuğumuza başlayabiliriz .Bize yol gösterecek bilgeler illa ak sakallı olmak zorunda değil. Perry’nin klostrofobik dünyasından, bu hercümerçten çıkış belki bu ufacık güven kırıntısı sayesinde olabilir. Bir oyuncak ayı tüm o şatafatlı markaların aarasından sıyrılıp bir parça ıslak toprak, biraz sıcak et bulmamızd yardımcı olabilir. Ve bir kere nerede olduğumuzu anladık mı, artık istediğimiz kimliğie bürünebiliriz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s