Güncel Sanat / Sergi

rastlantı ve zorunluluk


Sulu boya, suyun bıraktığı izdir. Diğer boyalardan farklıdır. İzini kağıdın yüzeyini yalayarak usul usul bırakır. Yumuşak başlı olduğu halde kontrol etmesi zordur. Kağıtla hemhal olur, sınır bilmez yayılır. Üzeri kapatılamaz, her kat bir öncekiyle karışır. Kara kalem ise serttir, yargısı kesindir, acımasızdır. Hem kendini tüketir hem kağıdı kazır. Bıraktığı iz muharabeden sonra savaş alanında kalanlardır. Bu iki teknik birbirinden farklı gerçeklikler yaratır. Suyla oluşturulan hayalidir, sisin içinde zar zor gördüğümüz imgeler gibidir. Gözünüzü kaçırdığınızda gidecektir. Ele geçirmesi zordur. Kara kalemde ise çizgiler nettir, temsil etmek istediği şeyi sıkı sıkıya ele geçirip, ona boyun eğdirir. Yaşamın çoğulluğu çizgilere, rengarenkliğini de siyahla beyaza hapseder. Su yaşamsa kurşun da ölümdür ve ancak ikisinin bir aradalığından bir dünya doğar.

Handan Figen “Tesadüf Eseri” (Lucky İncident) adlı sergisindeki resimlerini bu iki tekniği bir arada kullanarak üretmiş, ancak kullandığı malzemeleri sadece estetik bir tercihe değil, daha çok bu araçların varoluşsal güçleri kağıda yansıtıyor. Bunu başarmak için de kullandığı araçların tasvir imkanlarını sınırlarında kullanıp onlara kaza yaptırmaya çalışıyor. Galerinin giriş katında sulu boya ile yarattığı tesadüfi izlerin içinde beliren şekillere kara kalemle form verdiği resimler bulunuyor. Bu resimler bir nevi fal. Nasıl ki falcı ister kahve fincanı,  ister fasülye tanesi olsun şans eseri oluşturulmuş şekillerden geçmişe ve geleceğe dair anlamlar çıkarmaya çalışıyorsa Handan Figen de suyun bıraktığı izlerden kendi bilinç dışına uzanıp oradan imgeler çıkarıyor.Bu kimi zaman bir hayvan olurken kimi zaman bir el oluyor. Suluboya bu imgelere can verirken kara kalem de anlam veriyor.

Alt katta ise galerini tavanı ile zemini arasında iplerin mekik dokurcasına gerilmesiyle oluşturulmuş küçük bir parkur var. İş ilk bakışta  Chiharu Shiota’nın işlerini andırsa da etraflıca düşünüldükten sonra bunun sadece biçimsel bir benzerlik olduğu anlaşılıyor. Shiota nesneler ve mekan arasındaki tüm mümkün ilişkileri görselleştirip tüketmeye çalışırken Handan Figen’in işinde böu tarz birı ilişkisellik yok. Bu iş daha çok Handan Figen’in çizimlerinde yaptığı deneyin üç boyutlu bir mekanda tekrarlanması. İpler kalemin çizdiği çizgileri andırıyor ve mekanın içinde seyircinin dolaşması için bir patika açıyor. Tıpkı suyun akması için açılmış bir kanal gibi bu yollar da ziyaretçiyi sergi salonun içinde hareket etmeye teşvik edip bu harekete bir yön tayin ediyor. Izleyici boş mekanın ortasında ne yapacağını bilmeden durmaktansa bu yollar sayesinde anlamlı bir deneyim yaşıyor. İplerin yere bağlandığı noktalara serpilmiş olan talaşlar ise bu deneyimden arta kalanlar. Tıpkı kalemin kağıt üzerinde bir şiddet uygulayarak hareket ederken bıraktığı kurşun tozları gibi mekanı şekilendiren gücün, iradenin geride bıraktığı izler bu talaşlar. Fiziksel şiddetin yanı sıra çizme eyleminin nesnesini tasvir ederken ona uyguladığı şiddetin izleri olarak da görülebilirler.

Handan Figen bir dialoğun resmini yapıyor. Nesnesini tek bir açıdan kuşatıp ondaki gerçekliği son damlasına kadar sağmaktansa kullandığı iki farklı tekniğin birbirleriyle olan dialoğu sayesinde gerçekliği hareket halinde yakalamaya çalışıyor. Sulu boya ve kara kalem birbirlerine muhtaçmışçasına berber çalışıyorlar. Ortaya çıkan şey rastlantısallığın ve zorunluluğun bir arada kullanılıp bilinç dışının tekinsiz imgelerinin aktarılmaya çalışıldığı bir otoportre.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s